basaksehir@tarhankoleji.k12.tr 0(212) 570 74 74

CIP Sesli Kitap / AHSEN EVLA ÇELİK –

Jane Austen – Gurur ve Önyargı

Kocaman bir aile…
Memlekete dönüş…
Belki bir çift ayakkabı…
Sonbahar yağmuru…

Mutluluk, tuhaf bir şeydir sevgili dinleyici.
Bazen en küçük anların içine saklanır, fark etmeden geçip gider.

Jane Austen ise mutluluğu şöyle tarif eder:
“Mutluluğun er geç geleceğine bütün kalbiyle inanırdı; ki bu aslında mutluluğun kendisiydi.”

Belki de mutluluk, beklediğimiz bir şey değil…
İnandığımız bir andır.                                                                                                                                                                                    Ve er geç gelecek sevgili dinleyici.

Var olun.

Merhaba sevgili dinleyici, ben ELANUR ILIK                                                                          CİP kulübünde gönüllü bir öğrenci olarak bu metni senin için seslendirdim.


“Bana kalırsa onlardan bahsederken ağır bir dil kullanıyorsun,” diye cevapladı Jane; “ve umarım, birlikte mutlu olduklarını görünce buna inanırsın. Ama bunu bırakalım artık. Sen başka bir şeye değindin. İki örnekten söz ettin. Seni yanlış anlamama imkân yok, ama yalvarırım, sevgili Lizzy, o kişinin suçlu olduğunu düşünerek, onun hakkındaki izleniminin berbat olduğunu söyleyerek bana acı çektirme. Kendimizi maksatlı olarak incitilen insanlar olarak görmeye bu kadar hazır olmamalıyız. Neşeli genç bir adamın her an o kadar dikkatli ve tedbirli olmasını beklememeliyiz. Sık sık kendi kibrimizden başka bir şey değildir bizi aldatan. Kadınlar hayranlığı olduğundan daha anlamlı sanıyorlar.”
    “Erkekler de anlamlı olmaması için çalışıyorlar.”
    “Planlı olarak yapılıyorsa haklı gösterilemez; ama dünyada bazı insanların sandığı kadar çok plan olduğunu düşünmüyorum.”
    “Mr. Bingley’nin hareketinin herhangi bir kısmını plana bağlamak niyetinde değilim,” dedi Elizabeth; “ama hata yapma ya da başkalarını mutsuz etme kastı olmadan da hata yapılabilir ve üzüntü verilebilir. Düşüncesizlik, başka insanların duygularına karşı dikkatsizlik, kararsızlık da aynı işi görür.”
    “Sence sebep bunlardan biri mi?”
    “Evet; sonuncusu. Ama devam edersem, itibar ettiğin kişiler hakkında ne düşündüğümü söyleyerek canını sıkacağım. Fırsatın varken beni durdur.”
    “Hâlâ kız kardeşlerinin onu etkilediği düşüncesindesin, öyle mi?”
    “Evet, arkadaşıyla ortaklaşa.”
    “Buna inanamam. Onu niye etkilemek istesinler ki? Sadece mutlu olsun isterler; eğer bana tutkunsa başka hiçbir kadın onu mutlu edemez.”
    “İlk varsayımın yanlış. Mutluluğun yanında başka şeyler de isterler; serveti ve gücü artsın isterler; parası, önemli akrabaları ve gösterişi olan bir kızla evlensin isterler.”
    “Kuşkusuz, Miss Darcy’yi seçsin isterler,” diye cevapladı Jane; “ama bu sandığından daha iyi duygulardan ötürü olabilir. Onu beni tanıdıklarından daha uzun zamandır tanıyorlar; onu daha çok sevmelerine şaşmamak gerekir. Ama kendi dilekleri ne olursa olsun, kardeşlerinin dileğine karşı çıkmaları uzak ihtimal. Hangi kız kardeş kendinde bu hakkı görür, eğer ortada çok itiraz edilecek bir şey yoksa? Bana bağlandığına inansalar bizi ayırmaya çalışmazlar; çünkü bağlanmış olsaydı başaramazlardı. Böyle bir niyet arayarak herkesin gayritabii ve yanlış davranmasına yol açıyorsun, beni de gayet mutsuz ediyorsun. Bu fikirle beni üzme. Yanılmış olmaktan utanmıyorum… ya da ne bileyim, önemli değil, hatta hiç değil onun ya da kız kardeşlerinin hakkında kötü düşünsem hissedeceğim şeylerin yanında. Meseleye en iyi açıdan bakmama izin ver, yani anlaşılabileceği açıdan.”
    Elizabeth böyle bir isteğe itiraz edemezdi; o andan sonra bir daha aralarında Mr. Bingley’nin adı geçmedi.
    Mrs. Bennet onun artık geri dönmeyecek olmasına hayret etmeye, üzülmeye devam etti; Elizabeth’in durumun açıklamasını yapmadığı tek bir gün bile geçmediği halde, Mrs. Bennet’ın durumu daha sakince ele almasını sağlamanın pek imkânı yok gibiydi. Kızı onu inanmak istemediği bir şeye inandırmaya çalıştı, yani Jane’e olan ilgisinin olağan ve geçici bir hoşlanmadan ibaret olduğuna, onu görmez olunca ilgisinin de kesildiğine; gelgelelim, açıklamanın doğru olabileceği o sırada kabul ediliyorsa da, her gün aynı hikâyeyi tekrar ettiriyordu. Mrs. Bennet’ın tek avuntusu Mr. Bingley’nin yazın yine oraya gelecek olmasıydı.
    Mr.Bennet meseleyi farklı şekilde ele aldı. “Demek Lizzy,” dedi bir gün, “ablan aşkta kaybetti. Onu tebrik ederim. Evlenmek kadar, her kız arada bir aşkta kaybetmeyi de sever. Düşünecek bir şey olur, ona arkadaşları arasında bir tür farklılık verir. Senin sıran ne zaman geliyor bakalım? Jane’ın uzun süre gerisinde kalmaya dayanamazsın. Zamanın geldi. Meryton’da ülkedeki tüm kadınları hayal kırıklığına uğratacak kadar çok subay var. Seninki de Wickham olsun. Hoş adam, seni bir güzel terk eder.”
    “Teşekkür ederim efendim, ama daha az sevimli bir adam bana yeter. Hepimiz Jane kadar talihli olmayı umamayız.”
    “Doğru,” dedi Mr. Bennet, “ama başına o tür ne gelirse gelsin, durumdan faydalanmayı bilen sevgi dolu bir annesi olduğunu bilmek insanı rahatlatır.”
    Son zamanlardaki aksiliklerin Longbourn ailesinin birçok üyesinde yarattığı kederi dağıtmada Mr. Wickham’ın varlığı hayli etkili oldu. Onu sık sık gördüler ve diğer niteliklerine şimdi genel bir açıksözlülük de eklendi. Elizabeth’in zaten dinlediği şeyler, Mr. Darcy’yle ilgili iddiaları, onun yüzünden çektikleri artık açıkça söyleniyor, ulu orta ilan ediliyordu; herkes her şeyi öğrenmezden önce bile Mr. Darcy’den ne kadar nefret ettiğini düşünmekten zevk aldı.
    Miss Bennet meselede Hertfordshire halkının bilmediği hafifletici sebepler olabileceğini düşünebilen tek kişiydi; ılımlı ve istikrarlı içtenliği her zaman hoşgörü payı bırakır, hata ihtimali arardı… ama ondan başka herkes Mr. Darcy’yi dünyanın en kötü kalpli adamı diye lanetliyordu.