basaksehir@tarhankoleji.k12.tr 0(212) 570 74 74

CIP Sesli Kitap / Mahmut Demir KARAKIŞ

AHMET HAMDİ TANPINAR – HUZUR

Bazen insan huzuru arar…
Uzaklarda, başka hayatlarda, başka ihtimallerde.

Gandhi’ye göre ise huzura giden bir yol yoktur;
huzur, yolun kendisidir sevgili dinleyici.

Kimi için affetmektir huzur…
Kimi için bir kitabın satırlarında kaybolmak…
Kimi için ise güzel bir gülüşte kendini bulmak.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur’da insanın iç dünyasında yaptığı bu yolculuğu anlatır bize.
Arayışları, kırgınlıkları ve belki de en çok… kendini bulma çabasını.

Belki de huzur, aradığımız bir şey değil…
Fark ettiğimiz bir andır.

Bu sabah sana bir yudum huzur getirsin.

Var olun.

Merhaba sevgili dinleyici, ben MAHMUT DEMİR KARAKIŞ
CİP kulübünde gönüllü bir öğrenci olarak bu metni senin için seslendirdim.


“— Halbuki evlenme için acelemde onun ölümüne o kadar ehemmiyetsiz bir yaka gibi bakmağa hazırdım ki…”


    Yeniden durdu ve eliyle alnını sildi; tıpkı deminki hamalın, yolun ortasında, kendisinin bir adım önünde yaptığı gibi fakat onun elleri hamalınkiler gibi değildi. Mümtaz’ın elleri hayatla doğrudan doğruya temasa girmemişti. Onun fırınında pişmemişti. Hamalın elleri siyah, şişkin damarlı, kaba ve kalındı. “Benimkiler, beyaz, itinalı ve yumuşak…” ve ellerine büyük bir dikkatle baktı. Ve birdenbire yine Emirgân’daki geceyi, yokuşun başında Suat’tan ayrıldığı ânı hatırladı. Ellerini Suat’ın ellerinden nasıl zorla çekmişti. “Ve gözlerine de bakamıyordum. Yarabbim, bu yokuş bitmeyecek mi? Yoksa bu benim çarmıh yolum mu? Suat benim salîbim mi?”
    

Etrafına bakındı, bir daha alnını sildi. “Fakat hayatıma, hayatımıza girmeğe ne hakkı vardı. Haydi bize neyse? Ya o küçük kız.” “İnsanlara emniyet edilmeden yaşanmaz!” Kız Suat’a böyle söylemişti. Zavallı yavrucak! Tekrar yürümeğe başladı. Fakat Suat aklından çıkmıyordu. Ne mektuptu o. Niçin yazmıştı. Birdenbire aklında kalan cümleleri kendi kendine tekrarlamağa başladı: “Talihimizin en hazin tarafı neresidir, biliyor musun Mümtaz? İnsanın yalnız insanla meşgul olması. Bütün bina onun üzerinde kuruluyor, dışarıda ve içerde. Farkında olsun olmasın, insan insanı malzeme gibi kullanıyor. Kinimiz, garazımız, büyüklük arzumuz, aşkımız, yeisimiz, ümidimiz hep onunla. Dilenciyi ve fakiri çıkar, merhamet ve gufran kalmaz, birdenbire fakirleşiriz. Hayır, insan insanla meşgul. İnsanoğlu insana yüklenerek yaşıyor. Hattâ sanatkârlar bile; senin o evliya ruhlu dediğin insanlar bile. O gece Dede Efendi bize nasıl yüklenmişti? Şimdi son defa için dinlediğim keman konçertosunda Beethoven bana nasıl yükleniyor? Hattâ onlar, ötekilerinden daha fazla. Çünkü üst üste kendi ruhlarının hastalıklarını bize aşılıyorlar. Sen bile. Mümtaz. Hâline bakmadan neler söylüyorsun, hem de o acayip üslûbunla?.. Bereket versin ki, can sıkıcısın; yoksa…”
    

Mahzun mahzun başını salladı. “Beni hiç beğenmezdi.” Fakat ne diye ölmüştü? “Niçin bize böyle yüklendi? Mademki bunu biliyordu.” “İhsan’ın bütün dedikleri doğru. Yalnız kendisi çok can sıkıcı; hem senden fazla, seninle hiç olmazsa alay edilir. İhsan, üstelik makûl de.”